1 Kasım 2010 Pazartesi

Küçüktük. Bulanık bozun, tozun, grinin ortasındaydık. hasretteydik. Neye olduğunu bilmiyorum, bir şeylere ihtiyacımız vardı ama, büyük bir şeylere. Ölümsüz olanı, o kimsenin yakalayamayacağını yakalamak istiyorduk. Boyumuzdan büyük işlere kalkıştık. Bilir misin can acısının ne olduğunu? Senin kalbin hiç böylesine kırıldı mı? Aptal. Bu aptal kendime armağan olsun. Ve sana, çünkü aynı şeyi sende yaptın.
Sözlüğü açıp "empati"nin anlamına çok geç baktım belki. Ve ondan sonraya rastlar, 20-30 sayfa ilerideki "masumiyet"i farketmem. Parmaklarımın arasında sımsıkı tutmaya çalışırken birinin daha yapıştığını farkettim ona.

"Neresinden bakarsan bak yanlış olan, o portrede yer almaması gereken, ama kendi başına muhteşem ve göz alan bir renk: erguvani bir mor, yada bir kor kırmızısı."

Güç sendin, ayakta kalan hep. "Ay savaşçı"sı izler miydin sen hiç?



Haruka'yla Michiru'ymuş isimleri. Hani en son bölümde, Haruka ölümü ayakta karşılıyordu, yere düşmüyordu. Michiru 'senin gibi ayakta ölmek isterdim' demişti. Sen hep ayakta kalandın işte. Ve o kadar doğaldı ki senin gözünde, mükemmel olduğunu hiç sezmedin.

Küçüktüm. ben çok hayal kurdum, çok inandım filmlere, kitaplara, büyülere. en güzel ben olacaktım. en zeki, en güçlü hep ben. Birgün o en yakışıklının, romantiğin, aşığın atına ben binecektim. Hayaller gittikçe küçülmeye başladı sonra, bir şeylerden feragat etmeye başladım. Yine de ceza verdiler her şeyi istediğim için. en büyük hafızaya çarptırıldım. unutmamanın güzel hiçbir yanı yok be kırmızı. o kadar çok şey saklı ki o en güzel paragrafların, filmografilerin, tüm yazar-eser eşleştirmelerinin arasında.

Ama sen istiyorsun, o günü çıkaracağım, güzeldi çünkü. Makarna yoktu o gün. Size geldim. O gün ne anlatmıştım hatırlıyorsun demi? Ben hiç unutamadım. Sana o diyaloğu kelimesi kelimesine anlattım, şimdi istesen şimdi de anlatırım, hala unutamadım. İki yıl geçti unutamadım... Sonra evden çıkıp vadiye indik, kendimize bir kuytu köşe aradık. kuytulukla alakası yoktu ama oturduğumuz yerin. Sen 'ne düşünüyorsun?' dedin. Ne dediğimi de hatırlıyor musun? hayat politikamızı? 'sonunda boğulmak olsa da benim o sularda yüzmem gerek.' Ben boğulmayı bile beceremedim. Hala sürükleniyorum aynı suda, üstüm başım yara, saçlarımda kum taneleri. Sonra sen başını dizime yasladın, ben sustum. Aynı sessizliği paylaştık. Ve aynı hisleri o şarkıda. O an sen ben oldun ben sen. Ve tekrar dinledik, ve tekrar, tekrar... Biliyorum benim derdimi de kendininki kadar düşündün o gün. Seninkini kendime karıştırdım bende. Ve o günden sonra da tüm dertlerin öyle karışmış kaldı bana.

Sonra görevli fıskiyeleri çalıştırdı. ve senin cilveli kahkahan çınlattı vadiyi.

"İçimizden deli rüzgarlar esti yürüdük

Yalçın kayalara çarptık, geri döndük"

Bunu bilmezsin sen, bu benim babamdan. Sana onun kitabını hiç vermedim, sahi niye vermedim? Vermeliyim. Ve söz sana, uzak değil kendi elimle avuçlarının arasına bırakacağım an.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder